Batu Incecay Rotating Header Image

Gümüşlük

Ege Akdeniz Turu 6. (Son) Gün

Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kan değil; bir sondur bizim için. Son güne uyanmıştık. Akşam bıraktığımız polis oradaydı kendisine teşekkür edip denize girecek bir yer sorduk, bize bir plaj önerdi. Bu ülkede hala iyi insanlar var. Evet evet hala bir umut var. Polisin bize gösterdiği plajın yolunu tuttuk. Kaş’ın en meşhur iki plajından bir tanesiymiş Büyük Çakıl Plajı.

DSC_0780Kaş’tan Sabaha Karşı Bir Kare

Kahvaltılıklarımızı yanımıza aldık denize girip çıktıktan sonra, sahildeki kayaların üstünde gezinin son kahvaltısını yapacaktı. Deniz sabah saatinin verdiği serinlik ile olabildiğine soğuktu, uykudan eser kalmamıştı. Son gün için oldukça önemli; çünkü durmadan İzmir’e kadar uzun bir yol var ve uyku bu yol için en son isteyeceğim şey. Deniz kenarında son peynir ve peksimetimiz ile kahvaltımızı yaptık. Kaş ve dolayısıyla gezi bizim için burada sona eriyordu. Artık rotamız İzmir’di. Dönüş için gezmeden düm düz bir rotadan İzmir’in yolunu tuttuk. Yol ile ilgili anlatacak bir şey yok.

Ege-Akdeniz Turu’nun tamamı için bir şeyler söylemeden olmaz. Yurdumun güzel sahil şeridinde hala insanların ulaşamadığı güzel yerler var. Umarım onları koruyabiliriz. Gezdiğimiz sahil şeridi boyunca denizler birbiri ile yarışıyordu; ben daha turkuazım, ben daha güzelim diye. Siz siz olun en azından şöyle bir kaç gün ayırıp gezin. Bizim kadar yolu uzatarak, kuş uçmaz kervan geçmez yollardan değil belki de ama mutlaka gezin. Bu şeridi gezip görmediyseniz Ege ve Akdeniz hakkında konuşurken bir durup düşünün. Diyeceksiniz ki diğer taraflar da güzel; eğer oralara güzel diyorsanız bu rotaya kesinlikle aşık olacaksınız. Ahh keşke biraz daha kıymetini bilsek, korusak bu şeridi. Bir gün olacak…

Tur yazılarının sonuncusunu sonlandırırken hiç bir yere gitmeseniz bile en azından Bodrum’a gittiğinizde Gümüşlük’te güneşi batırın ve Muğla Dalyan’da şöyle bir göl sefası yapın, benden size tavsiye.

Not: Yazımın orijinali 13 Ağustos 2011 tarihinde eski bloğum olan gencvekaygisizdik.blogspot.com.tr adresinde yayınlanmıştır.

Ege Akdeniz Turu 2. Gün

2. gün yazımı neden gününde yazmadığımı sorarsanız hemen cevaplayayım hiç ama hiç halim yoktu.

Yolun zorluklarını anlatmadan sabahı anlatmakta yarar var. Sabah Gümüşlük’te uyandık. Tavşan Adası’nın karşısında, Gümüşlük sahilinde belediyenin şemsiye ve şenzlongları var. Ücretsiz, gerçi sabah saat 8 olduğundan pek şemsiyeye ihtiyacımız olmadı; ama şezlong üstünde kahvaltımızı yaptık. Tavşan Adası’nda kazı çalışmaları olduğu için adaya gidemedik; ama denizi oldukça güzeldi. Kazı olmadığı zamanlarda belinize kadar su içerisinde yürüyerek ve tabii ki isterseniz yüzerek adaya gidebiliyorsunuz. Kim bilir belki kazı çalışmaları bittikten sonra Tavşan Adası’na girişler ücretli olabilir. Deniz sefamız bittikten sonra yola çıktık. Bodrum’a Türkbükü, Yalıkavak tarafından gittik. Yol üstünde arabadan inip fotoğraf çekecek yerler mevcut, bunun dışında tarihi değirmenler de hemen yol kenarında; arabanın içerisinden bile fotoğraflarını çekebilirsiniz.

Gelelim Bodrum-Marmaris yoluna. Öyle bir yolculuk yaptık ki; düşman başına. Yok yok haksızlık etmeyeyim o kadar da kötü değildi. Sadece biraz uzun ve virajlıydı. Bodrum’dan sonraki durağımız Akyaka olacaktı. Akyaka’ya Milas üzerinden yani insani yollardan gitmeyip sahil şeridini gezelim dediğimiz için çektik bu kadar acıyı. İlk durağımız Mumcular oldu. Mumcular’dan zar zor aldığımız yol tarifleri sonucunda Çökertmeye vardık. Çökertme öyle büyük bir yer değil deniz kenarında, lüks yelkenliler yanında uzanan 300 metrelik bir sahil kasabası Çökertme.

DSC_0549Bozuk bir orman yolu

Çökertme’den çıktıktan sonra bitmek bilmeyen dağ yolları ile Ören’e geçtik. Yolların kötülüğü hakkında konuşmayacağım, konuşursam susmam. Yollar kötü olsa da manzaranın muhteşem olduğunu söylemeden geçmemeyim. Sırf o manzara için bu yol kesinlikle çekilir. Dalgaların kayaları çarparak kırılması ve Yağmur Ormanlarını andıran, Türkiye’deki büyük şehirlerde görmediğim kadar yeşil bir tabiat. Yol boyunca kaç defa durup fotoğraf çektiğimizi hatırlamıyorum bile. Yol üstünde bir yer var ki; tüm yorgunluğumuzu atmamızı sağladı: Akbükü. Akbükü, doğal koruma altında ve giriş ücretli; ancak çok cüzzi bir ücret. Ben konuşmayayım isterseniz. Fotoğraf size her şeyi anlatacaktır.

DSC_0691_1Turkuazın hakkını veren denizi ve uzun sahil şeridiyle Akbükü

Bu yol sonunda Akyaka’ya ulaştık. Akyaka beklediğimiz gibi değildi. Burada kalmamaya karar verdik. Yoldan geçenlere Gökova’yı sorduk. Malum adı duyulmuş bir yer. Çocuklar abi orası köy, tahmin ettiğiniz gibi bir yer değil, her şey burada dediklerinde; kendimizi gülmekten alıkoyamadık. Birer soğuk içecek içip Marmaris’in yolunu tutmaya karar verdik. Bu nedenle gezimiz 1 gün kısalacaktı ama olsun.

DSC_0829Marmaris’ten bir akşamüstü manzarası

Marmaris’te karnımızı bir güzel doyurup, tatlılarımızı yedik. Tatlı olmazsa olmazımız neden mi? Çünkü internet var =) Tatlı yerken bir sonraki günü de planını yaptık. Dalyan’da bir pansiyonda kalacaktık; bir kaç telefon konuşmasının ardından yerimizi ayarladık. Unutmadan söyleyeyim sadece 1 gün için pansiyonlar rezervasyon yapmıyor. Eğer Dalyan’da bir günlüğüne kalacaksanız buna dikkat edin. İnternet olmasına rağmen o kadar yorgundum ki günü anlatacak güç bulamadım. Gece İçmeler tarafında kendimize kalacak yer aradık. Arabayı sakin ve ışık almayan bir yere çektikten sonra 2. günü de bitirmiş olduk.

2. günden size önerim Akyaka ve Gökova’ya gitmeyin. Görmeniz gereken pek bir şey yok. Bunun yerine Bodrum, Gümüşlük’te daha fazla kalın veya hemen Marmaris’e geçin. Benden size günün tavsiyesi budur =)

Not: Yazımın orjinali 10 Ağustos 2011 tarihinde eski bloğum olan gencvekaygisizdik.blogspot.com.tr adresinde yayınlanmıştır.

Ege Akdeniz Turu 1. Gün

Mevsim yaz olunca insan tatil yapmak istiyor tabi; ben de Bodrum, Kaş tarafını hiç görmemiştim. Sadece küçükken Fethiye, Marmaris’e gitmişim ama bir şey hatırlıyorum dersem yalan olur. Bu nedenle turumuzu bu güzargahta yapmaya karar verdik.

Sabah biraz geç bir başlangıçtan sonra Kuşadası üzerinden Söke’ye geçtik. Kuşadası üzerinden dedim ama hemen düzelteyim Kuşadası içinden. Sağ olsun navigasyon cihazımız bizi ana yoldan götürmek yerine Kuşadası sahilini dolaştırdı. Sonuçta amacımız gezmek olduğundan buna pek takılmadık. Söke’den sonraki durağımız denize girmek için Didim’di. Geç uyanmamız sebebi ile biraz geç kalınca deniz sefamız da kısa sürdü. Altınkum’da denize girene kadar 1 saat kadar dolaşıp üstümüzü değiştirebileceğimiz bir yer aradık. Uzunca uğraş sonunda bir sokak kenarında üstümüzü değiştirip denizin yolunu tuttuk. Pazartesi olmasına rağmen oldukça kalabalık bir denizdi. Hem sıcaktan hem de kalabalıktan fazla kalmadık. Deniz işini tamamladıktan sonra 3. plajın yolunu tutup fotoğraf çekildik.

DSC_0183

Didim semalarındaki görevimizi tamamladıktan sonra sıradaki durak Bodrum’du. Bodrum yolu malum görülesi bir yol. Önce Bafa Gölü karşılıyor sizi. Yol, çalışma nedeniyle biraz kötü çoğu yerde tek şerit; ama kendinize bir yer bulup durabilir ve Bafa’nın fotoğraflarını çekebilirsiniz. Bodrum’a Milas üzerinden geçerken Milas sokaklarında durup konserve barbun pilaki ile karnımızı bir güzel doyurduk. Malum aç ayı oynamaz =) Milas’da yemek yemek için ara sokaklarda dolaşırken o güzel tarihi evlerini de şans eseri gördük. Programımızda yoktu; ancak gidilirse mutlaka görülmesi gereken yol üstü duraklarından bir tanesi Milas. Milas üzerinden asıl hedefimiz olan Bodrum’a ulaştık. Bodrum’da büyük bir kalabalık ve trafik bekliyordum, ama beklediğimi bulamadım. Tabii ki in ve cinin top attığını söyleyemem ama akın akın insanlar da yoktu. Güneşin tepeden biraz inmesi ve esintinin başlaması için bir kafede oturup bir şeyler içtik. Baktık hava serinlemiş kendimizi hemen Bodrum sokaklarına attık. Merkezi gezip Kale’ye gittik. Bol bol fotoğraf çekildik.

DSC_0244

Kaleden bir kaç hediyelik aldık. Bale festivali daha başlamadığından izleme şansımız olmadı; ama moralleri bozmadık. Güneşi batırmak için uç tarafa Gümüşlük’e doğru yola çıktık. Gümüşlük’ü biraz geçtikten sonra kendimize tepede bir yer bulup yerleştik. Sandalyelerimizi çıkartıp güneşi batışına karşı konserve fasulye pilaki keyfi yaptık. Eee fotoğraf çekmeden olmaz tabi.
DSC_0324

Gümüşlük Klasik Müzik Festivali’nin olduğu alana park edip, konser alanına bir göz attık. Malesef fazla küçük ve sıkışık bir yer. Bu nedenle biz oradan biraz daha yürüyüp Gümüşlük sahiline vardık. Yolunuz buraya düşerse kesinlikle uğramanız gereken bir mekana rastladık. Masaları denize 30 santim ile 4 metre arasında değişen dalga sesleri arasında arkadan gelen hafif müziğin insanı dinlendirdiği ve fiyatları da çok uygun olan bir mekan burası. Az kalsın adını unutuyordum: Jazz Cafe. Yolunuz buraya düşerse mutlaka gelmelisiniz; eğer yolunuz düşmüyorsa da mutlaka yolunuzu buraya düşürmelisiniz.

Birinci günün son durağı burasıydı bizim için; buradan sonra arabaya binip koltuklarımızı yatıracak ve güneşin doğmasını bekleyeceğiz tabii ki uyuyarak. Yarın yine keyifli bir yolculuk bizleri bekliyor olacak. İkinci günde görüşmek üzere.

Not: Yazımın orjinali 8 Ağustos 2011 tarihinde eski bloğum olan gencvekaygisizdik.blogspot.com.tr adresinde yayınlanmıştır.