Batu Incecay Rotating Header Image

dost

İkinci Doğum Günü

Yine o gün gelmiş. Ameliyatımın üstünden tam iki yıl geçmiş dile kolay. Ameliyatım ile ilgili ilk yazıma buradan ulaşabilirsiniz; ancak ben yine de kısa bir bilgi vereyim. 10 Haziran 2010 Perşembe günü sol dizimde kopan ön çapraz bağımı tamir ettirmek için ameliyat oldum. Ön çapraz bağım tamir edilirken, menüsküsümün tamamı da temizlendi. Şu an menüsküssüz ve kendi vücudumdan da olsa sonradan yapılmış bir çapraz bağ ile hayatıma devam ediyorum. Sanırım bu son yıldönümü yazım olacak; bundan sonra pek bir fark olmadıkça yazı yazmayı düşünmüyorum. Gelin son yazımı yazdığım yazımdan beri neler değişmiş şöyle bir bakalım.

O yazıyı yazdığımda yani ameliyatımın üstünden 1 yıl geçtiğinde spora yeni başlıyordum. Basketbol ameliyatın 6-7. ayından sonra olduğu gibi devam etti. Ayrıca voleybol oynamaya da başladım. Bunlar bir yana içinde bir çok yön değişimi olan oynamak için can attığım tenise başladım. Başlamak ne kelime ilk maçım yaklaşık 4 saat sürdü =) Yani spor konusunda eski formuma döndüm. Futbol için ne diyorsun diye soranlara maalesef bir cevabım yok. Kendisini izlemeyi oldukça sevsem de; oynamak konusunda pek hoşlaşmıyoruz.

Spor bir yana kalsın; günlük aktivitelerime dönelim. Günlük aktivitelerimde pek bir sorun yaşamadım. Dizimin üstünde çok fazla baskı olduğunda, çok ayakta kaldığımda veya çok kırık vaziyette kaldığında tabii ki ağrı oluyor. Emin olun ki bu ağrı normal dizimde de oluyor; ancak ameliyatlıdaki ağrı normal dizimde olan ağrıdan biraz daha fazla. Bu noktada en önemli şey bir dizinizin ameliyatlı olduğunu hatırlamanız ve onu ne olursa olsun sağlam diziniz kadar zorlamamanız. Hatırlatmamda yarar var; ben sadece ön çapraz bağ ameliyatı olmadım, aynı zamanda menüsküsümün tamamını da aldılar. Bu nedenle kemiklerin birbirine sürtünmesinden biraz daha fazla ağrı yaşıyor olmam gayet normal.

Sizleri bu son olduğunu düşündüğüm yazıda iki kadim dostum ile tanıştırmak istiyorum. Aslında bir isimleri yoktu; ama bu yazıyı yazarken küçüklüğümün televizyon kahramanlarının isimlerini vermek hoşuma gitti. Bu nedenle onların adı artık Edi ve Büdü. Onlar –umuyorum ki bir sorun çıkmayacak ve- ömrüm boyunca orada kalacaklar. Metal olmalarını ben istemiştim; kimyasal olanları çok küçük bir ihtimalle de olsa zehirlenme riski taşıdığından riske girmek istemedim. Yan tarafta Edi ve Büdü’yü görüyorsunuz biri 27 diğeri 28 mm. Kurşun yemiş gibi görünmek ayrı bir hava katsa da dileğim; hiç bir zaman vücudunuza yabancı bir madde girmemesi. Aslında şu anda bu kadim dostlarımın bir işlevi yok. Diyeceksiniz ki neden çıkartmıyorlar; çünkü çıkmasını gerektirecek bir durum da yok. Edi ve Büdü benim dizimden alınan parçanın kemiklere kaynaması süresince yaklaşık bir yıl işlev görmüş ve şimdi sadece bana hayat arkadaşlığı etmektedirler.

Dizimden alınan parça demişken biraz da onun hakkında konuşalım. Ben kaynaması daha kolay ve daha çok tercih edilen bir yöntem olduğundan çapraz bağ yerine konacak parçanın dizimin üstünden alınmasını istemiştim. Fotoğrafa bakıp; bunun burada ne işi var, ne kadar iğrenç gibi düşünceleriniz var ise bu yazıyı hemen kapatın ve sıcak günlerde benimle görüşmeyin; -soğuk günlerde de görüşmezseniz sevinirim- çünkü hayatımın sonuna kadar o iz benimle olacak. O izi sevmek zorunda değilsiniz; ama unutmayın aynısı bir gün sizin de başınıza gelebilir. Ve böyle bir şey başınıza geldiğinde ömrünüzün sonuna kadar onunla yaşamak zorundasınız, yani onu sevmek zorundasınız. Bu nedenle siz gelin beni dinleyin ve o fotoğrafı biraz olsun sevin.

Spor deneyimlerimi anlattım, günlük aktivitelerimi anlattım, içimde ve dışımda bıraktığı fiziksel yaraları anlattım. Geriye ne kaldı acaba? Sanırım geriye en önemli konu kaldı: Psikolojik etkiler.

İlk yıldönümü yazımda çok az bahsetmiştim; şimdi bunları biraz açayım. En öncelikle aileniz yoksa sakın böyle bir ameliyat geçirmeyin; çünkü size ailenizden başkası katlanamaz. En azından bana, onlardan başkası katlanamadı. Cümlem yeterince acımasız olmamıştır diye düşünerek biraz daha acımasızlaştırayım! Böyle bir ameliyatta bile yanınızda olacak dostlar edininiz; eğer dost dedikleriniz bu anlarda yanınızda değilse… Aklıma nerden geldi bilmem ama bir film repliğini söyleyeyim: “Hani bir şarkı vardı. Bye bye hepiniz, bye bye lovnunuz.”. Aklıma gelmişken söyleyeyim dedim. Ben kendim yanlış seçimler yaptım; kimsenin hatası değil. Hayatımdaki kritik anları anlatmak için nedendir bilmem ama hep Charles Bukowski’nin cümlelerinden yararlanıyorum. Bukowski’nin bir kitabında ölüm hakkında yazdıklarını içeren yazıma buradan ulaşabilirsiniz. Biz gelelim bu yazıda kullanacağım söze. Bukowski demiş ki “Zordur benimle yürümek. Bunu benimle yola çıkanlar bilir; hepsi yarı yolda gittiler. Suç kimde (?) Ben zoru seviyorum, onlar sevmiyor. Yapacak bir şey yok. Suçum var mı? Tabii ki var. ‘Zor yola kolay kişilerle çıkmak en büyük hatam’ ”. Bu sözün üstüne bana kelam etmek düşmez; am mutlaka söylemem gereken bir şey var. Ne kadar zor olduğu tarif edilemez bu dönemde yanımda oldukları için aileme sonsuz teşekkürler ediyorum. Zor zamanlar yavaş yavaş bitiyor gibi geliyor; değnekler ile yürümeye başlıyorsunuz, ama hiç bir şey bitmiyor. Siz yürümenin mutluluğu ile dışarı çıkıyorsunuz; ancak toplum buna hazır değil. Ben Amerika’da bir ay kaldıktan sonra şöyle bir cümle söylemiştim; “burada ne kadar çok engelli var.”. Koltuk değnekleri ile yürürken anladım ki, bizde de bir sürü engelli muhakkak vardır; ancak kimse dışarı çıkamıyordur. Bizim ülkemizde size o kadar acınası, o kadar kötü bakıyorlar ki; eziliyorsunuz. Tarif edilemez bir duygu… Hani derler ya yerin dibine girmek işte aynen o. Daha fazla anlatmayayım kötü oldum. Son olarak, hayatımda daha sonra başka yollarla bunu tekrar tecrübe edindim; ancak en büyük tecrübelerden bir tanesi buradaydı. Bu hayatta siz yalnızsınız. Sadece siz varsınız, kendiniz hayatta kalmak ve kendiniz bir şekilde iyi olmak zorundasınız. Bu nedenle güçlü olun; çünkü bunu yapabilirsiniz.