Karşıyaka Basket – Batu Incecay
Batu Incecay Rotating Header Image

Karşıyaka Basket

Ben doğma büyüme Karşıyakalıyım. Hatta öyle ki nüfusta doğum yerim İzmir değil Karşıyaka’dır. Karşıyaka’da kendimi bildim bileli basketbol futboldan daha çok sevilir. Ben de bu geleneğin bir sürdürücüsü olarak elimden geldiğince basketbol maçlarına gitmeye çalışırım.

2013 yılı da Karşıyakam için basketbolda oldukça iyi geçti. Eurochallange Cup’ta ülkemizi temsil eden Karşıyaka büyük bir başarı ile son dörde kaldı ve EXPO 2020 İzmir’in büyük desteği ile 28 Nisan 2013 tarihindeki organizasyona ev sahipliği yaptı. Yarı final maçımızı kazanıp finale çıkmıştık. Eee bu durumda final maçını yerinde izlemesem olmazdı. Maalesef izledim de… Maalesef dediğime bakıp maçın hezimet ile bittiğini düşünmeyin. Karşıyaka maçı 1 sayı ile kaybederek kupayı Krasnye Krylia’ya teslim etti.

Sonuçta bu bir oyun kazanmak da kaybetmek de bu oyunun doğal sonuçları. Maç üzerine teknik olarak söylenecek çok şey olabilir. Ufuk Sarıca rakip 17 sayıdan gelirken daha erken mola alabilirdi, bütün maç 0 sayı ile oynayan Sanders’ı son periyotta oyundan alabilirdi (Sanders 30 dakika sahada kalıp 0 sayı, 1 asist, 2 ribaunt ile oynadı), son top elimizdeyken çok daha etkin bir hücum çizebilirdi veya faul aldırmak için oynayabilirdi… Bunları hepsi üzerine saatlerce tartışılabilir ama şu an bunları konuşmanın bir anlamı yok. Maçı izleyenler veya basından takip edenler ne hakkında konuşacağımı tahmin etmişlerdir. Bilmeyenler için anlatayım maçın 3. periyodunda Karşıyaka 17 sayı öndeyken kendi taraftarımızın sahaya attığı bir su şişesi var. O su şişesi nedeniyle maç durdu. Ardından da fark kapandı. Tüm basında “su” oldukça ön plandaydı. Suyun etkisi vardır yoktur bu ayrı bir konu. Atan neden atmıştır bu da çok farklı psikolojik ve sosyolojik açılardan araştırılabilir. Ben o su atıldıktan sonra tribünde yaşadıklarımı aktarmak istiyorum.

Su atıldı. Oyun durdu. Bu sırada Karşıyaka taraftarı kendi kendini yuhalamaya başladı. Daha maç başlamamıştı ve ben babama maçı kaybettik izlemene gerek yok diye bir mesaj attım. Maç başlayıp üst üste sayılar yediğimizde taraftar daha da sinirlendi ve tribünler ikiye bölünmüştü bile. Suyu atanlar ve karşı taraf. Taraftar artık birbirine hakaret etmeye başlamıştı. Bazı kısımlarda fiziksel bir müdahale de olmadı değil. Benim oturduğum olaylarla hiç alakası olmayan tribün ise küsmüş ve yerine oturmuştu. İşin en kötü yanlarından biri su Karşıyaka’nın en ateşli taraftarları arasından atılmıştı ve o taraftar grubu tezahüratları başlatan gruptu. O andan sonra onlar başlatsa da salon onlara katılmıyordu. Oyuncuların da suratları düşmüştü. Maç başından beri yanlarında olan taraftar yoktu ve tabiri caizse kavga ediyorlardı. Kısa bir süre içerisinde maç bitmişti. Yine de Karşıyaka toparladı ve son top öncesi kupayı alma şansını eline geçirdi. Kupa gelmedi. Kupayı tek bir suya bağlamak bence doğru değil; ancak kendi içinde kavga eden taraftara bağlamak kesinlikle doğru. Bir anlık bir hata olabilir. Olmamalı diyenleri duyuyorum. Haklılar da; ama oldu. Asıl mesele o andan sonra bunu telafi edebilmek. İş seyirciler arası kavgaya dönmeden durabilmek. Yoksa işlerin bir anda kontrolden çıkması oldukça kolay…

Benim kızdığım ve hatta ağzımdan “daha da olsa gelmem” cümlesini çıkartacak kadar beni sinirlendiren tek konu olayların kontrolden çıkması. Bir taraftar takımına bu kadar zarar veremez vermemelidir. Tekrar söylememde yarar var su atılması mesele değil; asıl mesele seyircilerin işi bu kadar uzatıp takıma zarar vermeleri. Maalesef aklıma bir soru da gelmiyor değil. Belki turnuva Türkiye’de, İzmir’de olmasaydı kupa şu an bizimdi!