Batu Incecay
Batu Incecay Rotating Header Image

Ve Şampiyon Kaf Sin Kaf!

İşten ayrılma, askerlik, asker dönüşü, işe başlama derken neredeyse 1 sene geçmiş olacak şampiyonluğun üstünden. Hiç biri bahane olamaz tabii ama sonuçta uzunca bir süre yazamadım. Hatta yazmayı isteyip bekleyen o kadar da çok şey var ki. Her şey bir yana bu şampiyonluğu yazmasam olmaz.

Şampiyonluk Ciddi Bir İştir

Şampiyonluk Ciddi Bir İştir

Üstünden 1 yıl geçse de hatta 10 yıl geçse de mutlaka yazmalıyım.

 

Bir Karşıyakalı olarak basketbolun benim için ne kadar önemli olduğunu daha önceki yazımda belirtmiştim; hatta o maçta o kadar kızmıştım ki ağzımdan “daha da olsa gelmem” cümlesi de çıkmıştı. Öyle de oldu. İki yılı biraz aşkın bir süredir maça gitmedim. İstanbul’a taşınmamın etkisi ile de maçları sadece televizyondan izler oldum. Hatta Karşıyakam İstanbul’a geldiğinde bile oralı olmadım. Ta ki 2014-2015 sezonu şampiyonluk maçına kadar.

Babam ve Karşıyakalı büyüklerimiz hep anlatır 1987 şampiyonluğunu. Malum ben doğmamış olduğumdan göremedim; ama o gün bu gündür hep şampiyondur Karşıyaka bizim için. Ayrıca biz şampiyon olmasa da kupalar almasa da yürekten severiz Karşıyaka’yı!

Burası Karşıyaka Ooooley

Burası Karşıyaka Ooooley

Pınar Karşıyaka geçirdiği müthiş bir sezondan sonra play-off serisinde Fenerbahçe Ülker’i eleyip finalde Anadolu Efes ile eşleşmişti. Kesinlikle kolay olmayacaktı, hatta sezon başında Kaf Kaf şampiyon olacak deseler inanmazdım bile; ama Fenerbahçe Ülker maçından sonra inanmıştım. Anadolu Efes ile olan final serisi 3-1’e geldiğinde artık maça gitmemek olmazdı. Şampiyon takımı tribünden izlememek olmazdı. Çekincelerim yok değildi; acaba kupayı İstanbul’da kazanmak yerine 6.maça yani İzmir’e bırakırlar mı diye endişeliydim. Yine de orada olmalıydım. Biletler satışa çıktığı anda biletimi aldım. Her şey hazırdı. 19 Haziran 2015 akşamı iş çıkışı Abdi İpekçi Arena’nın yolunu tuttum. Altımda iş pantolonu üstümde Karşıyaka forması. Abdi İpekçi’ye geldiğimde şampiyon olacağımıza kesinlikle inanmıştım. Salona girmek zordu. İzmir’den 22 otobüslerle gelen taraftarın bir çoğunda bilet yoktu; ama önemli değildi. Anadolu Efes bu maç için üyelik kartı zorunluluğu getirmemiş olsa salonda 4bin kişi değil 10bin kişi olurduk kesin.

Kupa Karşıyakamın

 Kupa Karşıyakamın

Ve maç… Basketbol karşılaşmaları öncesi futbol karşılaşmalarında olduğu gibi milli marş okunmaz;

Kupa Taraftarla Buluşuyor

     Kupa Taraftarla Buluşuyor

Pınar Karşıya maçları hariç! Karşıya maçlarında bir klasiktir: Hava atışı yapılmadan hemen önce Karşıyaka taraftarı hep bir ağızdan milli marşımızı söyler. Bu maçta da gelenek değişmedi; marş ardından atılan sloganlara Anadolu Efes taraftarı alkışlarla karşılık verdi. Maç boyu

Gözükmesem de Kupa Selfiesi

   Gözükmesem de Kupa Selfiesi

bizim tezahüratlarımız duyuldu. Zaten Anadolu Efes seyircisi bizden sayıca çok azdı. Zaman zaman salonda yapılan yayınlar ile bizi bastırmaya çalıştırsalar da başarılı olamadılar. Başları çekişmeli geçse de son çeyrek şampiyon takımı seyrediyorduk. Karşıyakalı olmak başka bir şey, taraftar olmak başka bir şey. O an yaşadığım mutluluk bir taraftarın şampiyon olan takımı için duyduğu mutluluk değildi; kanım, içim mutluydu doğduğum yer memleketim, kalemiz, kutsal topraklarımız şampiyondu. Karşıyaka şampiyondu. Hem de öyle şansla mansla şampiyon değildi. Play-off’un en güçlü tarafından gelip tüm rakiplerini yenerek şampiyondu.

Kaf Kaf Kaf Sin Sin Sin Kaf Sin Kaf Sin Kaf.

Ege Akdeniz Turu 6. (Son) Gün

Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kan değil; bir sondur bizim için. Son güne uyanmıştık. Akşam bıraktığımız polis oradaydı kendisine teşekkür edip denize girecek bir yer sorduk, bize bir plaj önerdi. Bu ülkede hala iyi insanlar var. Evet evet hala bir umut var. Polisin bize gösterdiği plajın yolunu tuttuk. Kaş’ın en meşhur iki plajından bir tanesiymiş Büyük Çakıl Plajı.

DSC_0780Kaş’tan Sabaha Karşı Bir Kare

Kahvaltılıklarımızı yanımıza aldık denize girip çıktıktan sonra, sahildeki kayaların üstünde gezinin son kahvaltısını yapacaktı. Deniz sabah saatinin verdiği serinlik ile olabildiğine soğuktu, uykudan eser kalmamıştı. Son gün için oldukça önemli; çünkü durmadan İzmir’e kadar uzun bir yol var ve uyku bu yol için en son isteyeceğim şey. Deniz kenarında son peynir ve peksimetimiz ile kahvaltımızı yaptık. Kaş ve dolayısıyla gezi bizim için burada sona eriyordu. Artık rotamız İzmir’di. Dönüş için gezmeden düm düz bir rotadan İzmir’in yolunu tuttuk. Yol ile ilgili anlatacak bir şey yok.

Ege-Akdeniz Turu’nun tamamı için bir şeyler söylemeden olmaz. Yurdumun güzel sahil şeridinde hala insanların ulaşamadığı güzel yerler var. Umarım onları koruyabiliriz. Gezdiğimiz sahil şeridi boyunca denizler birbiri ile yarışıyordu; ben daha turkuazım, ben daha güzelim diye. Siz siz olun en azından şöyle bir kaç gün ayırıp gezin. Bizim kadar yolu uzatarak, kuş uçmaz kervan geçmez yollardan değil belki de ama mutlaka gezin. Bu şeridi gezip görmediyseniz Ege ve Akdeniz hakkında konuşurken bir durup düşünün. Diyeceksiniz ki diğer taraflar da güzel; eğer oralara güzel diyorsanız bu rotaya kesinlikle aşık olacaksınız. Ahh keşke biraz daha kıymetini bilsek, korusak bu şeridi. Bir gün olacak…

Tur yazılarının sonuncusunu sonlandırırken hiç bir yere gitmeseniz bile en azından Bodrum’a gittiğinizde Gümüşlük’te güneşi batırın ve Muğla Dalyan’da şöyle bir göl sefası yapın, benden size tavsiye.

Not: Yazımın orijinali 13 Ağustos 2011 tarihinde eski bloğum olan gencvekaygisizdik.blogspot.com.tr adresinde yayınlanmıştır.

Ege Akdeniz Turu 5. Gün

Sabah çöp kamyonu sesi ile uyanacağımızı hiç hayal etmemiştik; ancak mutluyuz, belediye iyi çalışıyor. Sabahın kör vaktinde, kimselerin olmadığı, herkesi uyuduğu bir zamanda çöpler toplanıyor; dolayısıyla insanlar bu görüntü kirliliği ile karşılaşmıyor. Bizim gibi arabada uyuyanlara da oh olsun, böyle uyanırsınız işte. Hızlı bir kalkışın ardından hemen Saklıkent’in yolunu tuttuk.

 DSC_0921

Saklıkent

Saklıkent’i mutlaka görmelisiniz. O buz gibi suyuna ayağınızı sokmalı veya en azından elinizi yüzünüzü yıkamalısınız. Benim ameliyatlı dizim nedeniyle kaynağın oraya inip karşıya geçemedik; kaygan taşlar varmış, ancak sizin bir sıkıntınız yoksa mutlaka kaynağa doğru yürümelisiniz. Saklıkent gezisinin ardından nehrin yanındaki kafelerin birine oturduk. Nehrin yanı dedim ama içi demek daha doğru olur. Vaktiniz varsa bir gözleme yiyebilir ya da en azından bir çay içebilirsiniz. Saklıkent sefasından sonra kendimizi Kalkan’da bulduk. Kalkan’ın dik sokaklarında fazla dolaşamadık, kenardan kenardan gezip bol bol fotoğraf çekmeye çalıştık. Denizi gören bir yerde öğlen yemeğinin ardından Kaş’a geçme kararı aldık. Evet, haklısınız programı biraz hızlı çekime almış gibiyiz; ama hayat her zaman sizin istediğiniz gibi gitmiyor. Kaş’a giderken yol üstünde meşhur Kaputaş Plajı’nda* denize girmeden olmaz.

 DSC_0543

Kaputaş Plajı’nın Tepeden Görüntüsü

Yol kenarında sürüsüyle göreceğiniz arabalar arasında hemen kendinize bir yer bulun ve park edin. Aşağıya baktığınızda görüntü sizi korkutacaktır, buraya nasıl ineceğim, haydi indim sonra nasıl çıkacağım demeyin! Mutlaka inin yine müthiş bir deniz sizi bekliyor olacak. Kaç basamak indik hiç bilmiyorum; ama söylediğim gibi buna değdi. Üç saat kadar denizin keyfini çıkardık, bol bol fotoğraf çekildik ve kumların tadını çıkardık. Deniz keyfi güneşin etkisini kaybetmesi ile sona erdi ve son durak gelip çatmıştı. Sonunda Kaş’taydık. Sonunda yerine maalesef desek daha doğru olur. Kaş bize Foça’yı hatırlattı. Foça’yı bilenler iyi bilirler bir vazgeçilmezdir Foça. Kaş’da çarşısı, deniz kıyısındaki kafeleri ve restoranları ile ikinci bir Foça gibi. Geç saatlere kadar dolaştık ve fotoğraf çekildik. Saat geç olduğunda yatacak bir yer bulmak zorundaydık, dolandık dolandık ve sonunda Kaş Belediyesi’nin önünde bir yer bulup park ettik. Koltuklarımızı yatırmış, tam uyuyacakken bir polis yanımıza geldi. Her şeyin bittiğini, yeni bir yer bulacağımızı düşünüyorduk ikimiz de. Polis bize kim olduğumuzu, nerden geldiğimizi, nerde okuduğumuzu sordu. Ağzından çıkacak o cümleyi bekliyorduk: “Burada uyuyamazsınız!”. Ve evet bize sordu “Burada mı uyuyacaksınız?”. Arkadaşımla kısa bir bakışmanın ardından evet yanıtını verdik. Bize verdiği cevap yüreklerimize su serpmişti. “Haberimiz olduktan sonra hiç sorun olmaz. Ben bütün gece buradayım, burada bir şey olmaz camlarınızı biraz daha açabilirsiniz.” İkimiz de şaşırmıştık, kendimizi toparlayıp polise teşekkür ettik. Camları çok fazla açamadık ne olur ne olmaz; ama en güvenli uykularımızdan bir tanesiydi kuşkusuz.

*Bazı kaynaklara göre Kaputaj olarak da adlandırılmaktadır.

Not: Yazımın orijinali 12 Ağustos 2011 tarihinde eski bloğum olan gencvekaygisizdik.blogspot.com.tr adresinde yayınlanmıştır.
 

Ege Akdeniz Turu 4. Gün

Turumuz boyunca her gün erken kalktık; ancak bugün kalkarken daha bir erken daha bir dinçtik. Biliyorduk ki göl ve kano keyfi bizi bekliyordu. Uyanır uyanmaz gölün yolunu tuttuk. Göl, gecenin serinliği ile biraz serinlemiş olsa da oldukça keyifliydi. Göl sefasından sonra; Kral Mezarları karşısında ve göl başında bir kahvaltı bizi bekliyordu. Kahvaltının ardından odamıza döndük. Gitme vakti gelmişti, yollar ve arabamız bizi bekliyordu. Dalyan’dan ayrılmak zor oldu; listenin başında Gümüşlük’ün yanına adını yazdık ve bir gün geri dönmek üzere Dalyan’a veda ettik. Dalyan’dan sonra yol üstünde Göcek’e uğradık. Göcek doğal olarak güzel; ancak bizi pek cezbetmedi. Göcek’te bir kaç fotoğrafın ardından yola devam ettik.

 DSC_0497

Göcek’te Bir Marina

Yollar gitmekle bitmez malum yeni durağımız Fethiye’ydi; ancak biz burda da durmayıp Ölüdeniz’e devam ettik. Öldüneniz etrafında öğlen saati olduğundan bir araba turu yapıp çevre güzelliklerini görmeye çalıştık. Kayaköy’e gitmeye karar verdik. Biraz uzak ve çok rahat bir yol olmasa da terk edilmiş bu taştan köyü görmekte yarar var. Köpek tarafından kovalanıp çeşitli tehlikeler atlatsak; hatta biraz canımız sıkılsa da deniz vakti gelmişti.

 DSC_0656

Kayaköy’den Bir Kare

Hemen Ölüdeniz’in yolunu tuttuk. Bu kadar gelmişken tabii ki Milli Park’a girmeliyiz. Milli Park’ta ve Ölüdeniz’in müthiş turkuaz denizinde 4 saatten fazla süre geçirmişizdir. Biraz taşlık bir kumsalı olsa da muazzam deniz yanında lafı bile olamaz. Milli Park’ın kapanmasına yakın çıktık ve kendimize gece için yer aramaya başladık. Ölüdeniz’in sahil kesimi küçük bir yer: Basitçe ana caddenin ön ve arka tarafı olarak adlandırabiliriz. Ön tarafta Milli Park, çarşısı, bu çarşıda bir çok dükkan, evler ve pansiyonlar var. Arka tarafta ise sadece pansiyonlar ve evler var. Biz kendimize arka tarafta bir yer beğendikten sonra arabayı orada bırakıp sahil kenarında biraz dolandık. Bu sırada güneşi batırmak için ilerlerde güzel bir yer olup olmayacağını düşündük ve tekrar arabaya döndük. Güneşin batışını görebileceğimiz bir yer ararken Ölüdeniz’den uzaklaştığımızı ve bir yer bulamadığımızı fark ettik. Geri dönerken caddenin ön kısmından girip arabayla dolanmaya karar verdik bu sırada denize 200 metre uzaklıkta güzel park edecek bir yer bulunca bu fırsatı kaçırmadık. Arabadan aldığımız sandalyelerimiz ve yemeklerimiz ile deniz kenarında güzel bir akşam yemeğinin ardından internetimize de girebildik. İnsanlardan haber almak ve onlara haber verebilmek günü en önemli saatlerinden bir tanesi bizim için. Haber alıp verme işleminden sonra aydınlıkta bulduğumuz yere doğru yol alırken ara sokaklarda daha güzel bir yer beğendik ve burada uyumaya karar verdik. Ölüdeniz’in keyifli sokaklarından birinde arabamız içinde uykuya daldık.

 DSC_0832

Milli Park Yanındaki Paraşüt İniş Alanı

Not: Yazımın orjinali 11 Ağustos 2011 tarihinde eski bloğum olan gencvekaygisizdik.blogspot.com.tr adresinde yayınlanmıştır.

Ege Akdeniz Turu 3. Gün

3. gün İçmeler’de uyandık. Her gün olduğu günümüze denize girerek başladık. Sabah erken saatte denize girmek bizi dinç tuttuğu kadar, güne mutlu başlamamızı da sağlıyordu. Deniz sefasından sonra olmazsa olmazımız var bir de; denize karşı kahvaltı. Kahvaltı derken sizi aldatmış olmayayım peksimet eşliğinde peynir; yanında deniz manzarası ile emin olun oldukça keyifli. Deniz ve kahvaltı faslımız bittikten sonra yine yola koyulduk. Yol kenarında fotoğraf çekmek için ayrılan bir alanda durduk. Eee gezi boyunca hiç aksilik olmazsa olmaz. Fotoğraf makinası ufak bir kazayı UV filtresini kaybederek de olsa hasarsız atlattı. Bu benim keyfimi kaçırmadı dersem, oldukça büyük bir yalan söylemiş olurum; ancak zamanla sakinleşip kendime geldim. Köyceğiz’e geldiğimizde bir yerde durup göl kenarına gittik. Sahil şeridi oldukça güzel düzenlenmiş, yürüyüş için birebir. Sahil dediysem göl kenarı. Oldukça sessiz, sakin bir yer Köyceğiz; tam kafa dinlemelik.  Biz pek fazla gezme fırsatı bulamadık; ancak kafa dinlemek dışında yapabileceğiniz pek bir şey yok. Göl kenarında bir kaç restoran ve kafe dışında pek oturulabilecek bir şey yok. Köyceğiz’de kısa bir duraklamadan sonra bugünkü asıl amacımız olan Dalyan’ın yolunu tuttuk. Dalyan’a vardığımızda bir gün önceden konuştuğumuz Lindos Pansiyon’un yolunu tuttuk. Pansiyona gelip odamıza yerleştik. Bu sırada pansiyonun göl kenarına geldiğimizde ağzımız açık kaldı. Karşımızda kayalar içine oyulmuş Kral Mezarları tüm heybeti ile o kadar güzeldi ki; ilk düşündüğüm burada yaşlanabileceğim oldu. Göl kenarında ağaçlar arasında bir pansiyon, önünde sakin bir göl ve karşınızda kayalar içinde Kral Mezarları; daha ne istersiniz ki. Öğlen sıcağında göle girmeyelim dedik; ileride deniz varmış. Arabamıza atlayıp denize bakmaya gittik. İztuzu Plajı’na giriş ücretli; ücretli olmasının yanında burası koruma altında, çünkü karetta karettalar için doğal yumurtlama bölgesi. Bu nedenle plaja giriş sabah 8’den akşam 8’e kadar. Biz hakkımızı denizden yana kullanmamaya karar verdik. Pansiyonumuza dönüp odamızda biraz dinlendik ve internete girdik. Malum yatak bulunca hakkını vermek lazım =) Güneş etkisini yitirince göl kenarına indik.

DSC_0145Gölde Kano Keyfi

Saat 5’ten sonra pansiyon ücretsiz kano sağlıyor. Kano ile yaklaşık 2 saat gezindik ve fotoğraf çektik. Göl sefamızın ardından odamıza geçip, kendi imkanımız ile akşam yemeğimizi yedik. Hava kararınca laptoplarımız alıp göl kenarına indiğimizde bizi bir sürpriz daha bekliyordu. Kral Mezarları ışıklandırılmıştı. Gecenin karanlığında göle yansıyan yansımaları ve müthiş güzel ışıklandırılmaları ile Kral Mezarları kesinlikle görmeye değer. Yazıyı çok uzatmayayım malum bu gece yatak var, gezinin ilk ve son yatağı olabilir; bu nedenle hakkını vermek gerekir.

DSC_0397Gece Işıklandırılan Kral Mezarları

Bu gün için size naçizane tavsiyem Dalyan’ı görmelisiniz. Göl kenarında doğayla baş başa kafanızı dinleyeceğiniz, kendinizi bulacağınız muazzam bir yer Dalyan. 5 yıldızlı bir otel konforunu bulmak için değil ama gidebileceğiniz en iyi pansiyonlar kesinlikle Dalyan’da.

Not: Yazımın orjinali 10 Ağustos 2011 tarihinde eski bloğum olan gencvekaygisizdik.blogspot.com.tr adresinde yayınlanmıştır.

Ege Akdeniz Turu 2. Gün

2. gün yazımı neden gününde yazmadığımı sorarsanız hemen cevaplayayım hiç ama hiç halim yoktu.

Yolun zorluklarını anlatmadan sabahı anlatmakta yarar var. Sabah Gümüşlük’te uyandık. Tavşan Adası’nın karşısında, Gümüşlük sahilinde belediyenin şemsiye ve şenzlongları var. Ücretsiz, gerçi sabah saat 8 olduğundan pek şemsiyeye ihtiyacımız olmadı; ama şezlong üstünde kahvaltımızı yaptık. Tavşan Adası’nda kazı çalışmaları olduğu için adaya gidemedik; ama denizi oldukça güzeldi. Kazı olmadığı zamanlarda belinize kadar su içerisinde yürüyerek ve tabii ki isterseniz yüzerek adaya gidebiliyorsunuz. Kim bilir belki kazı çalışmaları bittikten sonra Tavşan Adası’na girişler ücretli olabilir. Deniz sefamız bittikten sonra yola çıktık. Bodrum’a Türkbükü, Yalıkavak tarafından gittik. Yol üstünde arabadan inip fotoğraf çekecek yerler mevcut, bunun dışında tarihi değirmenler de hemen yol kenarında; arabanın içerisinden bile fotoğraflarını çekebilirsiniz.

Gelelim Bodrum-Marmaris yoluna. Öyle bir yolculuk yaptık ki; düşman başına. Yok yok haksızlık etmeyeyim o kadar da kötü değildi. Sadece biraz uzun ve virajlıydı. Bodrum’dan sonraki durağımız Akyaka olacaktı. Akyaka’ya Milas üzerinden yani insani yollardan gitmeyip sahil şeridini gezelim dediğimiz için çektik bu kadar acıyı. İlk durağımız Mumcular oldu. Mumcular’dan zar zor aldığımız yol tarifleri sonucunda Çökertmeye vardık. Çökertme öyle büyük bir yer değil deniz kenarında, lüks yelkenliler yanında uzanan 300 metrelik bir sahil kasabası Çökertme.

DSC_0549Bozuk bir orman yolu

Çökertme’den çıktıktan sonra bitmek bilmeyen dağ yolları ile Ören’e geçtik. Yolların kötülüğü hakkında konuşmayacağım, konuşursam susmam. Yollar kötü olsa da manzaranın muhteşem olduğunu söylemeden geçmemeyim. Sırf o manzara için bu yol kesinlikle çekilir. Dalgaların kayaları çarparak kırılması ve Yağmur Ormanlarını andıran, Türkiye’deki büyük şehirlerde görmediğim kadar yeşil bir tabiat. Yol boyunca kaç defa durup fotoğraf çektiğimizi hatırlamıyorum bile. Yol üstünde bir yer var ki; tüm yorgunluğumuzu atmamızı sağladı: Akbükü. Akbükü, doğal koruma altında ve giriş ücretli; ancak çok cüzzi bir ücret. Ben konuşmayayım isterseniz. Fotoğraf size her şeyi anlatacaktır.

DSC_0691_1Turkuazın hakkını veren denizi ve uzun sahil şeridiyle Akbükü

Bu yol sonunda Akyaka’ya ulaştık. Akyaka beklediğimiz gibi değildi. Burada kalmamaya karar verdik. Yoldan geçenlere Gökova’yı sorduk. Malum adı duyulmuş bir yer. Çocuklar abi orası köy, tahmin ettiğiniz gibi bir yer değil, her şey burada dediklerinde; kendimizi gülmekten alıkoyamadık. Birer soğuk içecek içip Marmaris’in yolunu tutmaya karar verdik. Bu nedenle gezimiz 1 gün kısalacaktı ama olsun.

DSC_0829Marmaris’ten bir akşamüstü manzarası

Marmaris’te karnımızı bir güzel doyurup, tatlılarımızı yedik. Tatlı olmazsa olmazımız neden mi? Çünkü internet var =) Tatlı yerken bir sonraki günü de planını yaptık. Dalyan’da bir pansiyonda kalacaktık; bir kaç telefon konuşmasının ardından yerimizi ayarladık. Unutmadan söyleyeyim sadece 1 gün için pansiyonlar rezervasyon yapmıyor. Eğer Dalyan’da bir günlüğüne kalacaksanız buna dikkat edin. İnternet olmasına rağmen o kadar yorgundum ki günü anlatacak güç bulamadım. Gece İçmeler tarafında kendimize kalacak yer aradık. Arabayı sakin ve ışık almayan bir yere çektikten sonra 2. günü de bitirmiş olduk.

2. günden size önerim Akyaka ve Gökova’ya gitmeyin. Görmeniz gereken pek bir şey yok. Bunun yerine Bodrum, Gümüşlük’te daha fazla kalın veya hemen Marmaris’e geçin. Benden size günün tavsiyesi budur =)

Not: Yazımın orjinali 10 Ağustos 2011 tarihinde eski bloğum olan gencvekaygisizdik.blogspot.com.tr adresinde yayınlanmıştır.

Ege Akdeniz Turu 1. Gün

Mevsim yaz olunca insan tatil yapmak istiyor tabi; ben de Bodrum, Kaş tarafını hiç görmemiştim. Sadece küçükken Fethiye, Marmaris’e gitmişim ama bir şey hatırlıyorum dersem yalan olur. Bu nedenle turumuzu bu güzargahta yapmaya karar verdik.

Sabah biraz geç bir başlangıçtan sonra Kuşadası üzerinden Söke’ye geçtik. Kuşadası üzerinden dedim ama hemen düzelteyim Kuşadası içinden. Sağ olsun navigasyon cihazımız bizi ana yoldan götürmek yerine Kuşadası sahilini dolaştırdı. Sonuçta amacımız gezmek olduğundan buna pek takılmadık. Söke’den sonraki durağımız denize girmek için Didim’di. Geç uyanmamız sebebi ile biraz geç kalınca deniz sefamız da kısa sürdü. Altınkum’da denize girene kadar 1 saat kadar dolaşıp üstümüzü değiştirebileceğimiz bir yer aradık. Uzunca uğraş sonunda bir sokak kenarında üstümüzü değiştirip denizin yolunu tuttuk. Pazartesi olmasına rağmen oldukça kalabalık bir denizdi. Hem sıcaktan hem de kalabalıktan fazla kalmadık. Deniz işini tamamladıktan sonra 3. plajın yolunu tutup fotoğraf çekildik.

DSC_0183

Didim semalarındaki görevimizi tamamladıktan sonra sıradaki durak Bodrum’du. Bodrum yolu malum görülesi bir yol. Önce Bafa Gölü karşılıyor sizi. Yol, çalışma nedeniyle biraz kötü çoğu yerde tek şerit; ama kendinize bir yer bulup durabilir ve Bafa’nın fotoğraflarını çekebilirsiniz. Bodrum’a Milas üzerinden geçerken Milas sokaklarında durup konserve barbun pilaki ile karnımızı bir güzel doyurduk. Malum aç ayı oynamaz =) Milas’da yemek yemek için ara sokaklarda dolaşırken o güzel tarihi evlerini de şans eseri gördük. Programımızda yoktu; ancak gidilirse mutlaka görülmesi gereken yol üstü duraklarından bir tanesi Milas. Milas üzerinden asıl hedefimiz olan Bodrum’a ulaştık. Bodrum’da büyük bir kalabalık ve trafik bekliyordum, ama beklediğimi bulamadım. Tabii ki in ve cinin top attığını söyleyemem ama akın akın insanlar da yoktu. Güneşin tepeden biraz inmesi ve esintinin başlaması için bir kafede oturup bir şeyler içtik. Baktık hava serinlemiş kendimizi hemen Bodrum sokaklarına attık. Merkezi gezip Kale’ye gittik. Bol bol fotoğraf çekildik.

DSC_0244

Kaleden bir kaç hediyelik aldık. Bale festivali daha başlamadığından izleme şansımız olmadı; ama moralleri bozmadık. Güneşi batırmak için uç tarafa Gümüşlük’e doğru yola çıktık. Gümüşlük’ü biraz geçtikten sonra kendimize tepede bir yer bulup yerleştik. Sandalyelerimizi çıkartıp güneşi batışına karşı konserve fasulye pilaki keyfi yaptık. Eee fotoğraf çekmeden olmaz tabi.
DSC_0324

Gümüşlük Klasik Müzik Festivali’nin olduğu alana park edip, konser alanına bir göz attık. Malesef fazla küçük ve sıkışık bir yer. Bu nedenle biz oradan biraz daha yürüyüp Gümüşlük sahiline vardık. Yolunuz buraya düşerse kesinlikle uğramanız gereken bir mekana rastladık. Masaları denize 30 santim ile 4 metre arasında değişen dalga sesleri arasında arkadan gelen hafif müziğin insanı dinlendirdiği ve fiyatları da çok uygun olan bir mekan burası. Az kalsın adını unutuyordum: Jazz Cafe. Yolunuz buraya düşerse mutlaka gelmelisiniz; eğer yolunuz düşmüyorsa da mutlaka yolunuzu buraya düşürmelisiniz.

Birinci günün son durağı burasıydı bizim için; buradan sonra arabaya binip koltuklarımızı yatıracak ve güneşin doğmasını bekleyeceğiz tabii ki uyuyarak. Yarın yine keyifli bir yolculuk bizleri bekliyor olacak. İkinci günde görüşmek üzere.

Not: Yazımın orjinali 8 Ağustos 2011 tarihinde eski bloğum olan gencvekaygisizdik.blogspot.com.tr adresinde yayınlanmıştır.

Kışın Amerika

Bundan 5 yıl önce Amerika’ya çalışmak için gitmiş ve New York’u santim santim gezmiştim. Bugüne kadar neden hiç bu seyahatimi yazmadım? Gerçekten güzel bir soru. Sanırım bir ara bulduğumda arşivden fotoğrafları çıkartıp bir yazı dizisine başlamakta yarar var. Bu yazımda ise bu kış (2014 kışı) Amerika seyahatinde yaşadıklarımı anlatmaya çalışacağım.

Amerika’ya Mart’ta gittiğimi söylediğimde ilk itirazın Mart kış değil ki olacağını biliyorum; ancak gerçekten kıştı. İnanmayan araştırabilir. 2014 yılı New York’un en soğuk geçen kışlarından biriydi ve muhtemelen küresel ısınmanın (ya da soğumanın) etkisi ile Mart ayı bile oldukça soğuk geçti. Biz New York’ta iken hava sıcaklığı ortalama -5 derece ve her taraf karlıydı. Hatta kar fırtınası nedeniyle San Jose uçuşumuz iptal edildi ve ufak bir çilenin ardından ertesi gün uçabildik.

Gelelim kışın New York’a… Ben yazını da görmüş biri olarak; tavsiyem New York’u yazın gezmeniz. Şahsi görüşüm kışın New York’un en güzel yanı Central Park. Yürüyüş yolları temizlenmiş; ancak etrafta çok güzel beyaz bir örtü var. Fotoğraflarda da görülebileceği gibi Central Park içindeki göl donmuş. Muhteşem bir kar manzarası ile biraz üşüyüp titreyerek Central Park’ta dolaşmak oldukça keyifli. CentralPark Kışın New York’ta olmanın diğer bir zor yanı da müze gezmek. Müzelerin içi oldukça sıcak; ancak siz dışarda titrememek için kat kat giyinmişsiniz, müzeye giriyorsunuz ve mecburen üstünüzdekileri çıkartacaksınız. Bu durumda da elleriniz dolu olduğundan hem terliyor, hem gezemiyor hem de çok zor fotoğraf çekebiliyorsunuz. Empire State’in üstüne çıkmayı hayal bile etmeyin; çünkü yaz sıcağında bile tepesi 5 derecelerde oluyor! Bu kadar anlattım hava soğuk, etraf karlı diye; ancak bir gözlemimizi de belirmeliyiz. Sadece Central Park’ta değil şehrin her yerinde kısa şort ve tayt üstü kar kulaklığı ile koşan insanlar görmek mümkün. Sanırım spor aşkı böyle bir şey.

New York’ta iki gün kalıp eğitim için San Jose’ye uçmamız gerekiyordu; ancak Amerika’da iç hatlar uçmanın bir işkence olduğunu duymuştum. Gerçekten de öyle oldu. Diyeceksiniz ki kar fırtınası var insanlar ne yapsın. Sorun fırtına değil; insanların size yaklaşımları ve davranışları. Neyse ki vardiya değişimi sonrası daha sıcak bir personel bize havayolu firması tarafından karşılanmak üzere kalacak yer ayarladı. Bir gece konaklamamızın ardından tam bir gün gecikme ile San Jose’ye inebildik. San Jose’ye geç varmak San Francisco için ayırdığımız bir güne mal olsa da yapacak bir şey yoktu.

Bu kadar kar fırtınasının ardından San Jose’ye indikten sonra hiç beklemediğimiz bir hava bizi karşıladı. Dile kolay uçak ile altı saat yGolden Gateol geldik ve tam bir bahar havası var. New York’ta kat kat palto ile gezerken San Jose’de yarım kollular ile gezip eğitime katıldık. Silikon vadisi oldukça yeşil ve sessiz bir yer. O kadar işyerinin kalabalığı ve telaşını beklerken biz oldukça şaşırdık. Öğlen restoranlar biraz kalabalık, akşam da San Francisco yolu bizim köprü trafiği gibi =) Eee buraya kadar gelmişken San Francisco’ya gitmeden olmaz. San Francisco’ya eğitim ve trafik nedeniyle hava karardıktan sonra gidebildik. Gezmeye pek vaktimiz olmadığından tavsiye ile Pier 39’a geldik. Pier 39’daki dükkanları dolaşıp orada yemek yedik. Ardından da karanlıkta Alcatraz manzarasıarabacık eşliğinde (bize göre) denizaslanlarının seslerini dinledik. San Francisco’nun o meşhur engebeli sokaklarında arabacığımız ile dolaşıp Golden Gate köprüsünden geçtik. Golden Gate’i gündüz görüp fotoğraf çektirmeye vaktimiz olmadı; ancak köprü gece de oldukça keyifliydi.

Kışın Amerika notlarım bu şekilde. Karda Central Park ve hangi mevsim olursa olsun Golden Gate Köprüsünü görmekte yarar var. Son olarak dönüşümüz Los Angeles’tan olduğundan San Jose-Los Angeles arasında o meşhur dağdaki Hollywood yazısını görebildik. Bakalım siz görebilecek misiniz =)Hollywood

 

Kaba Kuvvet Sıralama Algoritmaları

Bu yazımda Kaba Kuvvet (Brute Force) algoritmaları hakkında genel bilgi sahibi olup kaba iki farklı kaba kuvvet algoritması olan Seçmeli Sıralama (Selection Sort) ve Kabarcık Sıralama (Bubble Sort) algoritmalarına ve bu algoritmaların analizlerine göz atacağız. Bu yazıyı okumadan önce algoritma analizi hakkında genel bilgi edinmek için bir önceki yazımı buradan okuyabilirsiniz.

Kaba kuvvet (brute force) algoritmalar adından da anlaşılabileceği gibi olabildiğince basit algoritmalardır. Basit olmalarına rağmen etkin değildirler. Etkinliği kötü olsa da az elemanlı gruplarda rahatlıkla kullanılabilirler; ancak gruplar büyüdükçe etkinlik de üstel olarak azalacağından daha etkin algoritmalar tercih edilmelidir.

Seçmeli sıralama algoritması her bir iterasyonda en küçük elemanı seçerek bu elemanı dizinin başına getirir. Bu sayede tüm iterasyonlar bittiğinde dizi küçükten büyüğe sıralanmış bir hal alır. (Diziyi büyükten küçüğe sıralamak için her iterasyonda en büyük değerin bulunması yeterlidir.) Algoritmayı sözel olarak açıklayacak olursak; dizinin ilk elemanı en küçük eleman olarak kabul edilir ve bu eleman dizinin diğer tüm elemanları ile karşılaştırılır. Dizide daha küçük bir eleman bulunduğunda bu elemanın yeri tutulmaya başlanır. Bu sayede dizinin tüm elemanları gezildiğinde en küçük eleman bulunmuş olur ve dizinin en başına getirilir. Daha sonra ikinci, üçüncü, dizinin son elemanına kadar aynı işlem yapıldığında dizi sıralanmış olur. Kısaca her zaman dizinin kalan en küçük elemanını bulmak ve bunu en başa getirmek hedeflenmiştir. Seçmeli sıralamanın algoritması şu şekildedir:secmeliSiralamaGelelim seçmeli sıralama algoritmasının analizine. Yukarıdaki algoritmaya baktığımızda bu algoritmadaki temel işlem karşılaştırma işlemidir ( if A[j] < A[min] ). Algoritmadaki döngüleri birer toplam sembolüne dönüştürürsek algoritmadaki temel işlem sayısını şu şekilde hesaplayabiliriz: secmeliAnalizToplam sembolü formüllerini kullanarak sonucu hesapladığımızda temel işlemin n(n-1)/2 kez kullanıldığı sonucuna erişiyoruz. Algoritmanın biraz iyileştirilmiş (her küçük olduğunda swap işlemi yapan) halini anlatan Macar halk dansına buradan erişebilirsiniz.

Bugün inceleyeceğimiz bir diğer algoritma da kabarcık sıralama algoritması. Kabarcık sıralama algoritmasını sözlü olarak anlatmaya çalışırsak; dizinin başından yan yana olan tüm ikililerin karşılaştırılması şeklindedir. Bu karşılaştırma sonucunda ikiliden daha büyük olan eleman dizinin sonuna doğru ilerler (küçükten büyüğe sıralama yapılırken). Bu sayede ilk iterasyon bittiğinde dizinin en büyük elemanı en sona yerleşmiş olur. Bu nedenle de her iterasyonda en baştan başlayarak en sona kadar değil en sondan birer öncesine kadar bu işlem devam etmektedir. Kabarcık sıralama algoritması şu şekildedir:kabarcikSiralamaKabarcık sıralama algoritması için de temel işlem seçmeli sıralama algoritmasında olduğu gibi karşılaştırma işlemidir (f A[j+1] < A[j] ).  Temel işleme göre algoritmanın analizi şu şekildedir:

kabarcikAnaliz

Kabarcık sıralama algoritmasında da temel işlem sayısı n(n-1)/2 kadardır. Kabarcık algoritmanın Macar halk dansı ile anlatılışını buradan izleyebilirsiniz.

Seçmeli sıralama ve kabarcık sıralama algoritmalarının analizlerini incelediğimizde ilk toplam sembolünü açtığımızda birbirleri ile aynı olduğunu görebiliriz. Seçmeli sıralama algoritmasında her seferinde bir eleman sonrasından başlayıp dizinin sonuna kadar giderken; kabarcık sıra algoritmasında her seferinde en baştan başlayıp dizinin sondan daha önceki elemanlarına gittiğimiz görülmektedir. Daha basit bir şekilde ifade etmek gerekirse seçmeli sıralama algoritmasında her iterasyonda en küçük eleman belirlenirken, kabarcık sıralama algoritmasında her iterasyonda en büyük eleman belirlenmiş olur. Böylece iterasyonlar sıralandığında iki algoritmada da aynı şekilde bir sıralama yapılmış olur.

Kaba kuvvet olan iki algoritmada da görüldüğü gibi etkinlik dizinin eleman sayısının karesi ile doğru orantılıdır. Bu nedenle dizinin eleman sayısı arttığında etkinlik azalacaktır. Bu nedenle de daha etkin algoritmalara ihtiyaç vardır.

Algoritma Analizi

Algoritma, bir problemi çözmek için kesin ve açık bir şekilde belirtilmiş bir dizi talimat olarak tanımlanabilir. Bir algoritma etkin (effective), belirli (definite), doğru (correct) ve sonlu (finite) olmalıdır.

Örneğin n elemanlı bir A dizisindeki girdi değeri bulan ve bulunduğu konumu geri döndüren (değer bulunamıyorsa -1 döndüren) algoritma şu şekildedir:

AramaAlgorithm

Biz algoritmanın etkinliğini tam olarak hesaplamak istiyoruz. Bu noktada öncelikle o algoritmadaki temel işlemi bulmalıyız. Yukarıda verdiğimiz arama algoritmasındaki temel işleme bir bakalım. Bu algoritma için temel işlem karşılaştırma işlemi. ( if A[i] = girdi] ) Temel işlemi bulduktan sonra bizi sonuca götürecek konu bu temel işlemin ne kadar tekrarlandığı.

Birkaç örnek üzerinden gidelim. Aşağıda aynı 7 elemana sahip ancak elemanları farklı şekilde sıralanmış 3 dizi var. Bu diziler üzerinde 1 değerini arayalım.

1, 6, 8, 9, 5, 7, 3                     7, 5, 9, 8, 1, 6, 3                      9, 8, 7, 6, 5, 3, 1

Algoritmayı 3 dizi için de uyguladığımızda karşılaştırma sayıları sırasıyla 1, 5, 7 şeklinde olacaktır. Gördüğünüz üzere algoritmanın etkinliği girdiye göre değişiyor; ancak biz girdiden bağımsız çalışıyoruz. Elimizde sadece algoritma var ve bu algoritmanın etkinliğini girdiden bağımsız olarak hesaplamamız gerekiyor. Bu noktada ne yapacağız? Bir algoritmayı analiz ederken; aksine bir söylem yoksa en kötü durumu hesaplarız. Ben burada en iyi, ortalama ve en kötü durumu hesaplayıp nasıl hesaplandığını göstereceğim.

En iyi durum en kolayı… Arama algoritmasını düşündüğümüzde en iyi durum nedir? Tabii ki ilk terimin minimum olmasıdır. Bu durumda da temel işlem yani karşılaştırma işlemi sadece bir kez yapılır. Yani sonuç 1’dir.

En kötü durum için işler biraz daha karmaşıklaşıyor. En kötü durum bizim örneklerimizde de görüldüğü gibi for döngüsüne her girdiğinde temel işlemimiz olan karşılaştırma işleminin yapılıp, dizinin son eleman olması (aranan elemanın dizide bulunamaması durumu da olabilir). Bunu da toplam sembolü ile şu şekilde belirtebiliriz. Döngü n kere döneceğine göre:

toplam olup, temel işlemin yapılma sayısını verecektir. Son örnekte de gördüğümüz gibi bu algoritma için en kötü durum tüm dizinin sonuna gelinmesidir. Bu durumda en kötü durum dizinin boyutu kadar olacaktır.

Son olarak gelelim ortalama durumuna… Aranan elemanın dizide bulunma ihtimali p olsun. Bu durumda hesaplamayı şu şekilde yapabiliriz.

Aranan elemanın dizinin 1. elemanı olması ihtimali                           : p/n
Aranan eleman dizinin 1. elemanı ise yapılan karşılaştırma sayısı          : 1
Aranan elemanın dizinin 2. elemanı olması ihtimali                           : p/n
Aranan eleman dizinin 2. elemanı ise yapılan karşılaştırma sayısı          : 2
Aranan elemanın dizinin 3. elemanı olması ihtimali                           : p/n
Aranan eleman dizinin 3. elemanı ise yapılan karşılaştırma sayısı          : 3


Aranan elemanın dizinin n. elemanı olması ihtimali                           : p/n
Aranan eleman dizinin n. elemanı ise yapılan karşılaştırma sayısı          : n
Aranan elemanın dizide BULUNMAMA ihtimali                                   : 1 – p
Aranan eleman dizide BULUNMUYORSA yapılan karşılaştırma sayısı       : n

Basit bir aritmetik ortalama alırsak:

ortalama

Eğer aranan elemanın dizide mutlaka bulunacağını kabul edersek; yani p = 1 olursa;
Ortalama karşılaştırma işlem sayısı: (n+1)/2 olur. Yani yaklaşık olarak dizinin eleman sayısının yarısıdır.

Basit bir algoritmanın en iyi, ortalama ve en kötü temel işlem sayılarını hesaplamayı görmüş olduk. Sonraki yazılarımda da bilinen bazı algoritmaları (örneğin ikili arama algoritması) analiz etmeye çalışacağım.